"Eğer nazarı, yuları çekene olsa idi,yulardan kurtulur idi.Ve onun yuları,bu yuları çeken bulunur idi.Ona yuları,yularsız olarak yuları çekene gitmediği ve yulara nazar ettiği için takmışlardır.
Vücudun çıra gibi tutuştu tutuşacak
Saat üçe doğru bir temmuz gününde,
Yani beni düşüneceksin, ya da bir başkasını
Gülecek, konuşacak, dinleyeceksin
İncecik parmakların saçlarının içinde.
O zaman kim bilir ben nerde olurum?
Vücudum çıra gibi tutuştu tutuşacak.
Bir kahveye de gidip oturamam
Dost yüzünden, ağaç gölgesinden, senden uzak.
Aklına eserse çık gel evinden
Güneşin sıcaklığını, rüzgarın kokusunu
Anasının memesi gibi emsin derin,
Bacakların görünsün basma eteklerinden.
Boş, dünyanın güzelliği de boş
Arkadaşlar da, hayal kurmak da boş, düşünceler de
Vücudun çıra gibi tutuştu tutuşacak,
Gülecek, konuşacak, dinleyeceksin
Saat üçe doğru bir temmuz gününde.
Âl-i İmrân, 187.. Ayet: Allah, kendilerine kitap verilenlerden şu yolda mîsak almıştı: "Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız." Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!
Tüm yapılması gereken diğer müminlerden biraz daha fazla bilgili olmaktı. Sonra keramet göstermek bile çok kolay bir şeydi. Bîr anda her şeyi kafamda açıkça görmeye başlamıştım.
Planlarımı gerçekleştirmek, dünyayı tersine çevirmek için Arşimed'in de söylediği gibi bir tek sağlam dayanak noktasına ihtiyacım vardı. Artık bu dünya üzerinde hükümdarların teveccühüne, şan ve şöhrete ihtiyacım kalmamıştı. Sadece sağlam bir kale ve onu isteklerime göre değiştirmemi sağlayacak maddi imkânlar lazımdı bana. Baş vezir ve dünya hükümdarları önümde titreyeceklerdi.