Hikaye yazmak hayli güç bir iştir. Güçlüğü nispetinde nankördür. Hikayede insan yaratmak pek zor, bazen imkansızdır. Hikayenin merkez sıkleti vaka olduğuna ve vakalar pek çabuk aktüel olmaktan çıkacağına göre, hikayelerin uzun ömürlüleri parmakla gösterilecek kadar azdır.
Geçmişlerini arayan, artık geçmişte var olmayan geçmişe boğuk sorular yönelten bu gölgeler onların kendisi değil miydi? Gölgeler, canlanmak isteyen ama bunu artık başaramayan gölgeler... Ne kadın eski kadındı ne de adam eski adam... Geçmişe dönmek isteyen ama geçmişte bulduklarıyla kendilerini şu an ki halleriyle tanıyamayan iki insanın öyküsü. Geçmiş geçmişte kalır çoğu zaman.
Hikayeleri, üslubunun naifliği, yerelliliği ve akıcılığı ile olayların gündelik hayatta karşılaşılabilecek insan manzaralarından teşekkül eden realist bir çizgidedir. Okuduğumuz hikayeleri - her ne kadar bundan yaklaşık yetmiş yıl öncesinde yazılmış olsalar dahi - bugünün yaşantısından çok uzak olmadığını, bugünün sorunlarının o gününde sorunsalı olup edebiyata intikal ettiğini görüyoruz. Kuvvetle muhtemeldir ki Sabahattin Ali, döneminin realist tarzı içinde hikayeye yeni bir soluk getirmiştir. Bunun kanıtı ise hala ellerden düşmeyen eserleridir...