Bayram kaya

İDEALİST İNSANIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR? İdealist İnsanın Davası ve Hedefi Vardır İdealist insan; davası ve hedefi olan, davanın doğruluğuna ve hedefin varılabilecek bir hedef olduğuna inanan, davasına ve hedefine olan bağlılığı aşk derecesinde olan insandır. Davası ve hedefi olmayan veya hedefe varılabileceğine inanmayan ya da davasına bağlılığı kuvvetli olmayan kimseler idealist sayılamazlar. Bazı insanlar davası ve hedefi olan idealist bir insan gibi konuşurlar ama aslında ne davaları ne de hedefleri vardır. Aslında onların hobileri vardır. Hobi olarak kimi müzik dinler kimi spor yapar kimi film izler. Bunlar da hobi olarak bazen bir araya gelip siyasi konuları, memleket meselelerini ya da Müslümanların halini konuşurlar. Bu tür konuların konuşulduğu ortamlarda bulunurlar. Bu tür konuları konuşmakla kendilerini rahatlatırlar ve kendilerini, davası ve hedefi olan değerli bir insan ve bir düşünce insanı gibi görürler. Ancak daha sonrasında inandıklarını zannettikleri davaları ve hedefleri için kıllarını bile kıpırdatmazlar. Davanın gevezeliğini yapacakları bir başka sohbete kadar güya inandıkları davalarını ve hedeflerini unutup şahsi menfaatlerinin peşinde koşmaya devam ederler. Konuştukları davanın ne acısını duyar ne çilesini çeker ne de onun uğrunda bir şeyler yaparlar. Böylelerinin ne davaları ne de idealleri vardır. Bir davaya inanmış idealist insanlar, sudan başka bir şey düşünemeyen çölde susuz kalmış insan gibi davalarından ve hedeflerinden başka bir şey düşünemezler. Bazı insanlar da davasına ve hedefine inanmış gibi konuşurlar ama aslında inanmazlar, tereddütler ve şüpheler içerisindedirler. Bir gün İslam Medeniyetinin kurulacağına, Müslümanların bu zulüm ve zilletten kurtulacağına ihtimal vermemektedirler. Müslümanların ileride gerileyeceğini, gücünü
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
32. Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden Ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi. 33. O, kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür. Ibrahim 33-34
Din
Tarık b. Şihab (radıyallahu anhu)'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir adam, bir sinek yüzünden cennete girmiş; başka bir adam da bir sinek yüzünden ateşe girmiştir." Sahabîler, "Bu nasıl olur ey Allah (c.c.)'ın Resulü?” diye sordular. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), "İki adam, putlara tapan bir kavmin içinden geçtiler. Onlar, putlara kurban kesmeden kimseyi geçirmiyorlardı. Bu iki adamdan birine, 'Kurban kes.' dediler. Adam, 'Kurban kesecek bir şeyim yok.' dedi. Adama, 'Bir sinek bile olsa kurban et.' diye ısrar edince, adam bir sinek kurban etti ve böylece cehenneme girdi. Diğer adam ise, 'Allah (c.c.)'tan başkasına bir şey kurban etmem.' dedi. Adamın boynunu vurdular ve cennete girdi.”buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), mümin adamı övmüş ve cennete gireceğini bildirmiştir. Çünkü o ölüme sabretmiş ve Allah (c.c.)'tan başka kimseye bir şey kurban etmeye razı olmamıştır. Çünkü dâva, her şeyden önce prensip meselesidir. Allah (c.c.)'tan başkasına sinek kurban eden, daha sonra deve kurban etmeye çok yakındır. İslâm'ın, tevhid inancına sahip olmayı ve şirkten uzak durmayı önemsediğindendir ki Allah (c.c.)'tan başkası adına kesilen yerlerde kurban kesilmeyeceğini emretmiştir.
Din
İşte bundan dolayı Kur'an-ı Kerim, ehl-i kitabın şirk içinde olduklarına hükmetmiş ve onlara "müşrikler" adını vermiştir. Çünkü onlar haham ve rahiplerine kanun koyma hakkı tanımışlardır ve onlara helal ve haram kıldıkları konularda itaat etmişlerdir. Kur'an-ı Kerim, bunu Meryem oğlu Mesih'e ibadet etme ile bir tutmuştur. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: "(Yahudiler) Allah (c.c.)'ı bırakıp hahamlarını; (Hristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih 'i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir olan Allah (c. c.)'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O ,onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir." (Tevbe31) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bu âyeti, cahiliye döneminde Hristiyan olan Adiyy b. Hatem'e açıklamıştır. O, Müslüman olup Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)'ın yanına geldiğinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ona bu âyeti okumuştur. Adiyy şöyle diyor: Dedim ki: "Onlar onlara ibadet etmedi ki!” Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), "Hayır, onların helal kıldıklarını helal, haram kıldıklarını da haram sayıp onlara tâbi oldular. Onlara yapılan ibadet işte budur.” buyurdu. Bu ayetten ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu ayeti tefsirinden de anlaşılıyor ki; her kim günah olan bir şeyde Allah (c.c.)'ın dışında birine itaat ederse veya Allah (c.c.)'ın izin vermediği bir şeyde ona tâbi olursa, onu kendine rab ve mabud edinmiş olur ve onu Allah (c.c.)'a ortak etmiş olur. Bu da Allah (c.c.)'ın dini olan tevhide ters düşer. İhlâs kelimesinin içerdiği "ilahlığın,” "kendisine ibadet edilen" anlamına da ters düşer. Allah (c.c.), onların helali haram, haramı da helal etme hususunda rahiplerine ve hahamlarına itaat etmesini, onlara ibadet etmek saymıştır. Ve onları "Allah (c.c.)'a ortak koşanlar"
Din
Allah (c.c)’tan Başkasını Kanun Koyucu Kabul Etmek Büyük Şirktir Yine birçok insana gizli gelen büyük şirkten biri de Allah (c.c)'tan başkasını kanun koyucu ve hakem kabul etmektir. Başka bir deyişle, bazı insanların kendileri ve başkaları için mutlak kanun koyma hakkını herhangi bir ferde veya cemaate vermesidir. Allah (c.c.)'ın izin vermediği ve O'nun şeriatına ters düşen bir şekilde onlar için dilediklerini helal ve haram kılarlar. Onların sistemlerini ve kanunlarını belirlerler. Yahut onların metot ve fikirlerini yerleştirirler. O insanlar da sanki isyan edilmeyip itaat edilmesi gereken ilahî bir şeriat veya semavî bir hükümmüş gibi kendileri için belirlenen ve yasalaştırılan o şeylere tâbi olur ve itaat ederler. Yarattıkları için hüküm koymak sadece Allah (c. c.)'ın hakkıdır. Onları yaratan, rızıklandıran ve gizli-açık tüm nimetleri onlara bahşeden O'dur. Onlara sorumluluk yüklemek, emretmek, yasaklamak, helal veya haram kılmak sadece Allah (c.c.)'ın hakkıdır. Çünkü insanların rabbi, maliki ve ilahı O'dur. O'nun dışında hiç kimse rububiyete, mülke ve ulûhiyete sahip değil ki onun hükmetme ve yasa koyma hakkı bulunsun. Dünya, Allah (c.c.)'ın yurdudur. Bu yurttaki bütün insanlar O'nun kuludur ve sorumluluğu altındadır. Bu yurdun lideri ve hâkimi Allah'tır. Sadece O hükmeder, yasa koyar, helal ve haram kılar. Yönetilenlere ise dinlemek ve itaat etmek düşer. Bir memleketteki fertlerden biri, kanun koyma, yasaklama, helal veya haram kılma hakkı olduğunu iddia ederse; Hâkim'in kullarının bazılarını Allah (c.c.)'ın hükmünde O'na ortak koşmuş olurlar, yalnızca Allah (c.c.)'a has olan hüküm koyma ve yönetme konusunda O'nunla çatışmış olurlar.
Siyaset