“Göreceli derken neyi kastediyorsunuz?” diye sordu Jill.”Demek istediğim renk renktir, tat da tat. Değişmezler ki.”
“Elbette değişirler.”dedi Zinser.”Hiç üzerine şurup dökülmüş krep yedikten sonra bir bardak portakal suyu içtin mi? Ekşi gelir. Ama aynı portakal suyunu bir dilim limon ısırdıktan sonra içersen tatlıdır.Renkler içinde aynı şey geçerli.Krem rengi bir gömleği siyah bir ceketin altına giyersen canlı durur. Ama aynı gömlek bir spor ceketin altında kirli görünür. Bu ‘algı perdesi’ ya da ‘peçesi’ olarak bilinir ve anlamı şudur: Hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil kendi önyargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. Dolayısıyla gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.”
“Locke kendine bile güvenebileceğine inanmıyordu. Hatta beş duyunun, bilgi edinmenin tek gerçek yolu olduğunu yazmasına rağmen duyulara bile her zaman tümüyle inanılamayacağını iddia etti.”
“Schopenhauer, tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında İrade’nin arzuları olduğuna inanır çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız. İradenin egemenliğinden kurtulmanın tek yolunun estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu. Schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini söylüyordu.”