“Hayat bir ip gibi yağan yağmuru andıran anlardan
oluşuyordu. Tıpkı yağmur damlaları gibi hayattaki anlardan sadece birine dokunmak, onları sayıp sıraya koymak ya da bu anların değerini ölçmek imkansızdı.
Önemli olan yağmurun altında, içinde olmaktı.
"Bazen olaylar sırasıyla olmaz, bazen de kendi içlerinde bir düzende gerçekleşirler ama işleri sıraya koymak konusunda fazla endişelenmezsen her şey belli bir mantığa göre hallolur."
“Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören bir aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkâr etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.”