Kendisi için sessizce ağlamaya başlar. Çünkü o, kendine, yavaş yavaş mahvolmakta olan bu adama, korkunç bir acıma duymaktadır. Dünyada içtenlikle acıdığı biricik insan kendisi olduğuna göre bu acıma daha güçlü ve ağır bir hâl alıyor.
Aşkla ısıtılmış, dostlukla soylulaştırılmış ve cesaretlendirilmiş insan, yavaş yavaş ölmez ve yalnız ölümü düşünmez, tam tersine yaşar ve yaşayabilirdi.
Yaşam, o adamın duygu ve düşüncelerine ilgisiz, onun etrafında kaynar; o ise yaşamla kaynaşmayı beceremeyerek kendi küçük odasında oturur ve odanın her köşesinden yalnızlığın karanlık gözleri ona bakar. Düşünceler mahvolur çünkü etrafta onları söyleyeceğimiz kimsecikler yoktur. Duygular solar, onları paylaşacak bir kimse bulamazsınız. Ve insan, ölüm kendisine gelmeden çok önce ölür.