Doğunun rüzgârına nefeslerimizden bir yük yükledik, o rüzgâr sizin uzak kıyılarınıza vardı, elleriniz arasına ağır yüklerini attı mı? Bize ne olduğunu öğrendiniz, bizi kurtarmak için işe koyuldunuz mu? Yoksa kendinizi selamette ve esenlikte bulup, "Aydınlıkta oturanlar karanlığın oğulları için ne yapabilir ki? Ölülerini gömen ölüleri bırakalım, Allah'ın dilediği olsun mu?" dediniz. Evet, Allah'ın dilediği olsun!
Denizin med ve cezri var, ayın yarımlığı tamlığı var, zamanın yazı ve kışı var, ama hakikat, dönüşmez, yok olmaz, değişmez, niçin hakikatin yüzünü çirkinleştirmeye uğraşıyorsunuz?
Bütün bunlar dünde kaldı ve dün artık geri gelmeyecek bir düştür. Ama bugün kalbimin sevdiği kadın boşluk ve unutuş ülkesi diye isimlendirilen uzak, tenha ıssız bir yere gitti.
Ve siz insanlar! Bana geçmişte aşkın garip ve tuhaf hallerinden sorardınız, ben de size anlatır sizi ikna ederdim. Ya şimdi, aşk beni örtüsüne bürüdü. Size onun yollarını huylarını sormaya geldim, aranızda bana cevap verebilecek var mıdır? Size neyimolduğunu sormaya, ruhumdan haber almaya geldim; aranızda kalbimi kalbime açacak, kendimi kendime açıklayacak var mı?