Mesele memurların yaptığı işte değil,onların mevcut olmasında. Şimdi sen o tozlu odada oturdukça kendi kendine ' Benim burada ne lüzumum var ? 'diyeceksin! Yanlış! Mademki sen bir kere hükümet kapısından içeri adımını attın, artık lüzumlusun. Sen olmasan muhakkak bir yerde bir aksaklık çıkar. Bunları işkembeden atıyorum sanma, bir zamanlar ben de başka türlü düşünüyordum;her şeyi aklımla halletmeye kalkıyordum fakat artık dünyada bir tek şeye inanıyorum, o da tecrübe.
Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak... Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek... Nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir şekilde hissetmek...
Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu, adam öldürse bile onlarla bir tutulamazdı. Değil böyle mahkum olacağı şüpheli kimseler, on beş seneye mahkum edilmiş eşrefzadeler bile cürümlerinin cezasını çok kere yarı yarıya evlerinde çekiyorlardı. Hapishanede kaldıkları zamanlar, valinin veya bir adliye müfettişinin nadir ziyaretiyle sınırlıydı.