Birey ile cemaati, din ile bilimi, özgürlük ile ahlakı, millet ile devleti, akıl ile tarihi, kimlik ile aidiyeti karşı karşıya getiren modernleşme tecrübemiz ortaya yarım kişilikler, karışık zihinler, daralmış vicdanlar ve neticede parçalanmış bir toplumsal ve tarih tasavvuru çıkarttı.
İnsan, ancak kendisinin dışındaki harici bir gerçeklikle temasa geçtiği zaman kendi zihin dünyasından çıkar ve bilgisinin konusu olan varlıklarla irtibat kurar.
Ne kendisi kalabilen ne de başkası olabilen bir öznenin yaşadığı varoluşsal sorunların ağırlığı altında zihni ve ahlaki bir duruşa sahip olmak kolay bir iş değildir.