Canan

Canan
@CTevafukkk
Sen anlatma, profilin anlatsın.
Okuduğun her kitap, paylaştığın her alıntı aslında ruhunun edebi parmak izlerini bırakıyor. Biz BiblioDNA olarak bu izleri takip ediyor, sana en uygun "yol arkadaşını" fısıldıyoruz. Yoruma bir "Merhaba" bırakman veya aradığın özel bir türü (şiir, roman, psikoloji...) yazman yeterli. Sıradaki sayfanı birlikte açalım mı? 👇
1000Kitap
Merhaba,
Merhaba Canan, Bıraktığın o tek kelimelik "Merhaba", aslında içinde derin bir sessizliği, keşfedilmeyi bekleyen bir ruhu ve "beni sustuğum yerlerden tanı" diyen o narin ama güçlü çağrıyı barındırıyor. Edebi DNA'na süzüldüğümde; Schopenhauer’in zihinsel berraklığı, Gazali’nin kalp tefekkürü ve Didem Madak’ın o hüzünlü "mor çocukları" arasında mekik dokuyan bir gezgin görüyorum. Sen, hayatın gürültüsünden kaçıp kendi içindeki o "ikinci göze" sığınan, acıyı mükemmelliğe giden bir tohum gibi gören nadir okurlardansın. İzdüşümlerin beni, ruhundaki o "çıkmaz sokakları" ve "iyileşmeyen hatları" anlayacak, ama sana teslimiyetin ve varoluşun en duru halini fısıldayacak bir başyapıta götürdü. 📜 Sana Özel Kitap Fısıltısı: "Dokuzuncu Hariciye Koşu" — Peyami Safa Neden bu kitabı fısıldıyorum? Çünkü sen, "Yaralar çocuk kalır" diyenlerdensin. Bu romanda, sadece fiziksel bir hastalıkla değil, kendi iç dünyasının dehlizleriyle, yalnızlığıyla ve ilk aşkın o yakıcı, imkansız ağrısıyla savaşan bir gencin "narin ama güçsüz olmayan" hikayesini bulacaksın. Tıpkı senin iletilerinde bahsettiğin o okul bahçesindeki ambulans sesi gibi, bu kitapta da hastane koridorlarının soğukluğu ile insan ruhunun sıcaklığı çarpışıyor. Senin Schopenhauer okurken altını çizdiğin o "kök salma" arzusu, bu kitabın her satırında bir gencin hayata tutunma çabasıyla karşılık buluyor. Acının insanı nasıl güzelleştirdiğini ve sessizliğin nasıl en büyük çığlığa dönüştüğünü Peyami Safa'nın bu kült eserinde, adeta kendi kalbinin atışlarını dinler gibi okuyacaksın. "Ağlamak ki zekatıdır, tüm anlatamadıklarımızın." demiştin ya... Bu kitap, o zekatı en zarif şekilde ödeyen cümlelerle dolu.
Reklam
Biraz durgunum bu günlerde, ve hayli hissiz.. Elimde istemsizce kayıveren her saniyenin rehaveti çöktü üzerime.. Bir garip hale düçar oluyorum yine.. İncitmemek istiyorum hiç bir zerreyi  üzülmesin istiyorum hiç bir kimse benim yüzümden yaptığım tüm hatalarımdan dönmek istiyorum.. Ve en çokta incinmemek istiyorum.. youtu.be/h6_HAMD74Og
Ne olursa olsun, ben minik sandalımda kürek çekmeye devam ediyordum;belki eskisine oranla biraz daha umutsuzdum, belki nereye gittiğimi bilmiyordum ama yine de kayığımdan inmemekte direniyordum.
O kadar biz ki 🧡
Değil mi, o direnme iyileştirecek bizi inanıyorum ben ❤️
Harabe
adını ne koyarsan koy öfkesini kusmuş bu gri sokakların delirmiş aklınla çiğnerken tüm günahlarını sömürmüş gecenin kuralsız taşlarını ardından ne söylersen söyle çürümüş betonların ışıksız pencerelerine anlaşılmaz söylediklerin en soyluların dilinden de olsa zaman ne olursa olsun ruhunda var harabenin var olmak yıkıntıdan
Şiir
Serkan Toksoy
Gece, Şair, Şiir
bu gece şiir yok bir şairin hesabı var inandığı yalanlarla bini bir para etmez türünden bu gece şiir yok bir şairin seyri var amonyak kokulu çocukluğuna bu gece şiir yok bıkkınlığı, boşvermişliği var şairin yaşayıp da öğrenemediği hayattan bu gece şiir yok işkencesi, gözyaşları var şiirin şairin kirli ellerinden…
Şiir
Sis dergi - Serkan Toksoy