Ve bu öyle kaçınılması mümkün olmayan bir tehlikeydi ki her gün daha kati adımlarla ona bir parça daha yaklaşıyor ve gittikçe bu adımlar sıklaşarak bu iki ruh arasındaki mesafeler, günden güne yok oluyordu.
Şimdi yalvarmalar, istirhamlar başlıyor, sadakatler vaat olunuyor, yeminler birbirini takip ediyordu. Fakat bunlara inanmak için insan ne kadar saf olmalıydı! Ve hangi münasebet vardı ki ebediyete kadar devam etmiş olsun!
Aşk, vefa, saadet... Hep birer yalandan ibaretti. Ve o, esasen bunları bildiği halde nasıl inanmış, hakikate karşı gözlerini nasıl kapayabilmişti? Nihayet bir gün yine böyle olacak değil miydi? Ah bu erkekler!