Aslına bakarsan, sende etkileyebileceğim ne vardı ki? Beynin mi? Beynin gelişmemişti. Hayal gücün mü? Hayal gücün ölüydü. Yüreğin mi? Yüreğin daha doğmamıştı.
Hayatta karşıma çıkan insanlardan, herhangi bir açıdan, herhangi bir yönde etkilemediği tek kişi sendin.
Kasten ve ben davet etmeden, zorla benim dünyama girdin, o dünyada hakkın olmayan ve layık olmadığın bir yere el koydun, tuhaf bir inatla, varlığını istisnasız her günün bir parçası haline getirerek tüm yaşamımı avuçlarına almayı başardıktan sonra o yaşamı parçalamaktan başka bir şey yapamazdın. Sana tuhaf gelse de, öyle yapman doğaldı. Bir çocuğa, küçük aklının alamayacağı fevkaladelikte, yarı açılmış gözlerinin göremeyeceği güzellikte bir oyuncak verildiğinde, çocuk inatçıysa oyuncağı kırar, kayıtsızsa elinden bırakıp kendi arkadaşlarına döner. Senin için de durum buydu. Yaşamımı ele geçirdikten sonra onu ne yapacağını bilemedin. Bilemezdin. Senin avuçlarında olamayacak kadar fevkaladeydi.
Eski günlerde aramızda her zaman derin bir uçurum vardı: başarılmış “sanat” ve edinilmiş kültür uçurumu. Şimdi aramızda derin bir uçurum var: keder uçurumu. Ama “tevazu” karşısında hiçbir şey olanaksız, “ sevgi” karşısında hiçbir şey zor değildir.
Yüzyılımız ne kadar dar, aşağılık ve yüklerini kaldıramayacak kadar güçsüz! Başarıya billurdan bir saray verir ama “ keder” ve “ utan” için, başlarını sokabilecekleri sazlardan bir kulübesi bile yoktur.