Asılacak Kadın’ı okurken içimde sürekli bir huzursuzluk vardı. Çünkü bu roman yalnızca bir olay anlatmıyor; bir kadının görünmeyen yaralarını, bastırılmış öfkesini ve çaresizliğini anlatıyor. Roman boyunca kendime sürekli aynı soruyu sordum:
“Bir insanı gerçekten kim suçlu yapar? Onun yaptığı seçimler mi, yoksa onu o seçimlere sürükleyen hayat mı?”
Pınar Kür’ün anlatımı bana göre en güçlü yanını karakterlerin iç dünyasını açarken gösteriyor. Her bölümde başka bir bakış açısına yaklaştıkça, olayların aslında tek bir yüzü olmadığını fark ettim. Kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir düşünce kaldı:
“Bazen bir insanın suçunu anlamak için yalnızca yaptığı şeye değil, yaşadığı hayata da bakmak gerekir.”