Vazgeçebilme hürriyeti. Bu hürriyeti pek az sahip olduğumuzdan tuttuğumuzu bırakamıyor, bulunduğumuz yere yapışıyor, yürüyüp gidemiyoruz. Seni ne eksik bırakıyorsa, sen de onu bırak.
Bir derde müptela olmamış kişiye anlatamazsın derdini. Dert meyhanesinde başka sarhoşlar bulmalısın. “Benim içimdeki sızıyı başkasıyla mukayese etme başkası tuzu elinde tutuyor halbuki tuz benim yarama ekilmiştir “diyor hafız. Tuzu yarasında hissedenlerle düş kalk sen. Yeterki bir derdin olsun derdin ile basın hoş olsun.
Saklanan bulunmak ister kaybolmak değil. Birisi onu gelip bulsun ister. Dünyada saklanırız ama sevdiğimiz biri gelip bizi bulsun bizim farkımıza varsın bize değer versin isteriz. Bulunan kişiye bir el uzanmış demektir.
Kaygı belirsizlikten besleniyor pek çok insan belirsizlikle nasıl baş edeceğini bilemez. Belirsizlik çaresizliği besler, çaresizlik duygusu da korku ve kaygıya yol açar.
Zaman ona beklemeyi öğretiyor. O beklemeyi bildiği ve hamlelerini yavaş yavaş yaptığı zaman, aynı kaplana yaklaşır gibi, çocuğa yaklaşarak aralarındaki buzları çözebileceğini görüyor. Hikayenin bize anlattığı şey iyi olan her şeyin zahmet ve emekle var olabileceğidir. Zahmetsiz pişmiş aşın lezzeti olmaz sabır işte o zahmete ve çileye sarp yokuşu tırmanmaya veya dar kapıdan geçmeye talip olmaktır.