Hala yarısında kahve duran bardağımı alıp bir yudum daha almak istedim. Kitap okurken geçen zamanın kahvemede etki ettiğini unutup, soğumuş hatta bayatlaşmış acı bir tat veren kahvemden aldığım yudumu tiksintiyle yutuvermiştim.
Günün yorgunluğu, kafamı kaldırdığım ve hissetiğim anlık sızıyla beynime ve oradanda tüm vücuduma yayılmıştı. Ne kadar zamandır bu sandalyede oturduğumu bile hatırlayamaz oldum. Çözmeye çalıştığım matematiksel soruların kaçının doğru olduğunu bile hesaplamamıştım. Masada, tıpkı düşüncelerim gibi dağılmış olan defter ve kalemlere bakındım. Toplamak gelmiyordu içimden, sorunlarımı masaya saçılmış nesneler aracılığıyla somutlaştırarak belkide bir düzen kurabilirdim ya da boşver bunun için fazla yorgunum.
Uyku yorgunluk için çözüm denilir. Değil! Herkesin o tatlı uykusunda hatta soluklarını ezberlerdiğin zamanlarda senin bunu becerememen, belirsizlik ile yoğrulmuş zaman kapsülü içinde düşünce seli, problemler,iç muhakemeler... Fazla alengirli(gösterişli- şatafatlı) bir söyleşi.
Gecenin silüeti, smokin giymiş bir asil gibi duruyor. Aksak adımlarla ilerleyeşim beni istediğim yere götürmüyor.Belkide yüzümü yıkamalıyım. Kirli duvarın puslu aynasında.
Karşımda bir surat, bana benziyor , beni anımsatıyor ama değil , yabancı gibi. Gerçekliğin kötü yansıması, yarattığım aynanın önünde. Farklı bakıyor, farklı bir ritim var nefes alış verişinde. Ama.. Bu Benim!..
Nihayetinde Olağanüstü Bir Gecenin son sayfasını kapattığımda , bu duygularla, bu sözlerle yarattığım bu ortamın yerini gerçek dünyaya bırakmıştım. Böyle hissetmeyeli, yaşamayalı uzun zaman olmuş ve bir kez daha kitaplardan uzak kalmanın bana iyi gelmediğini anlamış oldum. Bir takım sorumluluklar beni kitaplardan bir vakit ayırmış olsada, arayı Zweig ile kapatmak, ayrılığı bir nevze