Normalde yerli yazarlar ve eserleri üzerine derinlemesine incelemeler yapmaya pek niyetli değildim. Tercihimi genelde ideolojik kaygılardan uzak, duygu dağılımı dengeli yabancı klasiklerden yana kullanacaktım ve öyle başlamıştım. Ancak bir kitap fuarında, sadece kapak merakıyla elime aldığım bir eser, bu hedefimi bozdu: İskender Asaf’ın "Yetim Baba"sı.
Dilinin sadeliği ise size daha çok hayattan hissettiren bir yapı sunuyor, ayrıca derin anlatıyı da bu şekilde vermeyi başarmış buldum.
Kitabın neresinden başlayacağımı bilemiyorum; çünkü karşımızda tek düze bir kurgu değil, adeta bir hayat manifestosu var. Eğer gerilim, aksiyon ve derin öğretiyi aynı potada eriten ve dini ön yargılarla harmanlanmış yanlış öğretileri parçalamak isteyen bir eser arıyorsanız, bu kitap tam size göre. Ancak uyarayım; bu eser sadece bir türün içine hapsedilemeyecek kadar katmanlı. Tasavvuftan küresel düzene, bireysel acılardan toplumsal yaralara kadar her şeye dokunuyor. Bu yönüyle konumlandırması zor ve bu yüzden gerçek okurunu bulması vakit alabilir; ama bulduğunda, benim gibi asla bırakamayacaktır.
Üsküdar’da Islanan Bir Yetim: Ensar Çelebi
Hikaye, bir minibüsten yükselen Ferdi Tayfur’un "İçim Yanar" şarkısı eşliğinde, Üsküdar sokaklarında ıslanan Ensar Çelebi ile başlıyor. Ensar’ın içimizi cızlatan flashbackleri sayesinde, ruhunuzu bir aşk gibi saran o kadim kardeşlik özlemini iliklerinizde hissediyorsunuz. Yazar, bölüm aralarına serptiği şiirlerle bize bir ip ucu vermiş aslında bunu da bitirince anlıyor insan: "Aşk, hasret duygusunun matemidir / Aşk, sevmenin hüzün coşkulu dilidir." Buradaki ilk giriş aşk, bir kadın-erkek ilişkisinden öte, kaybolmuş bir yarının, yitik bir kardeşin peşindeki kutsal arayış olmuş.
Ensar, yetimhanenin soğukluğundan sonra Aziz Mahmud Hüdâî öğretisiyle