Alamut Kalesi bitti. Yeni haftamız hepimize bahar ferahlığında gelsin. Bu kitap için klasik bir inceleme yazmayacağım; zira tavsiyem sadece tasavvuf külliyatını ve İslam’ın temel değerlerini özümsemiş olanlaradır. Çünkü bu eser, zihinlerde tam bir "bıçak sırtı" etkisi oluşturuyor.
Bugün ülkemizde FETÖ ve benzeri sahte yapıların, bu yapıların arkasındaki yabancı istihbarat servislerinin emellerini hepimiz acı tecrübelerle öğrendik. İslam dünyasını zayıflatıp parçalayarak kendilerine bağlamak isteyenler, o yüzyıllarda Hasan Sabbah’ı sahaya sürmüştü; günümüzde ise aynı yöntemlerle "kripto" cemaatleri birer piyon gibi kullanıyorlar.
Asıl tehlike tam burada başlıyor:
İnanç odaklı ve teslimiyet ahlakına sahip bir mümin, İslam’ın bir güzelliği olan "hüsnüzan" (iyi niyet) prensibiyle hareket ederken, ferasetini kaybedip bu yapıların karanlık yüzünü göremeyebiliyor. Bu iyi niyet suistimal edildiğinde ise kişi, istemeden de olsa ülkesine zarar veren bir mekanizmanın dişlisi haline geliyor. Sonrası ise maalesef derin bir inanç boşluğu ve büyük bir hayal kırıklığı...
Hasan Sabbah’ın beynini yıkadığı fedailer ile günümüzde kameralar önünde bir Büyükelçi’yi (Andrey Karlov) öleceğini bile bile vuranlar, istihbarat operasyonlarıyla vatanına ihanet edenler veya savunma sanayii bilgilerini servis edenler aynı karanlık kaynağın sularından içmişlerdir. Bu yapılar, piyonlarını feda ederek hem tabanlarına sahte bir "kahramanlık" mesajı verir hem de korku imparatorluklarını tahkim ederler.
Bıçak Sırtı Dedikleri Nokta Şurasıdır:
Evet, dini görünümlü sahtekar oluşumlar var ve amaçları bizi köleleştirmek. Lakin, bir o kadar da hakiki tasavvuf neşvesiyle milletin manevi değerlerini dert edinen, ahlaki olgunluğu hedefleyen köklü yapılarımız ve cemaatlerimiz mevcut. Bu kitabı okuyup da "gerçek