Küçükken duyulan bir hayranlığın nasıl da hayatını değiştirdiğini, yönlendirdiğini net bir şekilde gösteren bir kitaptı. O hayranlığın nasıl bir tutkuya dönüştüğünü, bir erkeğin genç bir kadının gözünde nasıl kusursuzlaştığını anlatan kadın, kendinden tamamen vazgeçmiş ve sadece hissettiği aşk için yaşamış. Adama karşı beslediği duygulara rağmen ondan istediği tek şey kendisini ve sevgisini bilmesi ve inanması. Yaşadığı acıyla her şeyi anlatan bir mektup yazdı sevdiği adama ve mektubu kendisi yokken okuyacak şekilde ayarladı. Onu gördüğü ilk andan itibaren hissettiği, yaşadığı, onun için yaptığı her şeyi anlatmak istediğini hissettirdi satırlarıyla. Mektup sanki adam karşısındaymış da aslında konuşuyormuş gibiydi. Sanki son isteği sevdiği adamın o genç kızı hatırlamasıydı.
Kitabı okuyunca biraz ürperdim doğrusu. Bir insana beslenen sevginin birinin bütün hayatını etkileyecek ve şekillendirebilecek olması beni gerçekten hayrete düşürdü hatta korkuttu. Senden haberi bile olmayan birine bütün hayatını adamak korkunç bir şey.
Okumaktan çok keyif aldım. Stefan Zweig tartışmasız çok iyi bir yazar. Bilinmeyen kadının tanımlamaları, anlatımı o kadar hoştu ki. Asil, zarif ve yazısız görgü kurallarıyla dolu bir zamanın hissini çok güzel yansıtıyor.