Bir gün sonra Elifnur, Funda Hanım’a ziyarete geldi. Kız kapıyı açtığında bir an durdu. Karşısındaki genç kız tesettürlüydü ama yüzünde hiçbir kasvet yoktu. Aksine, içten bir huzurla gülümsedi.
“Selamünaleyküm,” dedi Elifnur.
Kız şaşırdı. Göz göze geldiler. Elifnur’un gözlerinde yargı yoktu, üstünlük yoktu. Sadece derin bir sevgi.
Funda Hanım içeriden seslendi: “Elifnur, kardeşim hoş geldin.”
Birlikte salona geçtiler. Elifnur kızı süzdü, ama sadece kalbine ulaşmak ister gibi bir bakışla.
Funda Hanım mutfakta çay hazırlarken Elifnur ve Sevilay sa- londa yalnız kalmıştı. Hava loştu, perde aralığından süzülen gün ışığı koltuklara düşüyordu.
Sevilay sessizliği bozdu. Sesi biraz sert, biraz meraklı ama içinde bir samimiyet vardı:
“Elifnur... Sana bir şey sormak istiyorum. Cevabın beni kızdırır mı bilmiyorum ama...”
Elifnur gülümsedi, içten bir ifadeyle:
“Sor Sevilay. Kızdırmaz inşallah, sadece düşündürür belki.” Sevilay biraz durdu, sonra sordu:
“Mesela... Allah neden kadınların açık giyinmesini istemiyor?
Bedenimiz bizim değil mi? Neden örtünmek zorundayız?” Elifnur başını hafif eğerek düşündü. Sonra yumuşak bir sesle: “Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyurur;
‘Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara söyle, dış
elbiselerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur.’ (Ahzâb, 33/59.) Beden evet bize emanet. Ama
bir emanet sahibinin kurallarına göre korunur. Nasıl ki değerli bir mücevheri açıkta değil, kutusunda saklarsın; örtünmek de kendini saklamak değil, kıymetini göstermek içindir.”
Sevilay bir an sustu. Sonra bir başka soru:
“Ama erkeklere neden bu kadar baskı yok gibi? Onlar neden daha özgür görünüyor?”
Elifnur hafifçe başını salladı:
“Erkeklere de sorumluluk var. Kur’an şöyle der;
‘Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan