"-Herkesin güya iki şahsiyeti olurmuş, benimki üçtür.
-Herkesin iki, üç değil yüzlerce şahsiyeti vardır.
-Ben üçünü bilirim. Birincisi dimağım (beynim). Orada oturur. Hayat sofrasına benimle hiç oturmaz. Fakat daima baş ucumda duran, beni seyreden, tenkid eden (eleştiren) bir müşahittir (gözlemci)...
İkincisi ruhum. Yeri vücudumun neresinde bilmiyorum. O beynin soğuk baskısına boyun eğmez. Beni sanatkar yapan, musikiye bağlayan, güzelliği sevdiren, dinsiz olduğum vakit bile beni gene bir şeye taptıran kudret odur.
Üçüncüsü kalbim. Onun yerini pekala biliyorum. O, ne dimağı ne de ruhu tanır. Sevgi ölçülerinin ne çirkinlik ne de güzellikle alakası vardır. İyilik fenalık ölçülerinin adaletle, mantıkla hiçbir münasebeti yoktur. Sebepsiz sever, sebepsiz nefret eder, sebepsiz iyilik, sebepsiz fenalık eder. Tamamen kendi başına buyruk bir kudret."
"Her şey an, an nur içinde, sonra daimi karanlık... İşte geldi, işte gidiyor... İnsan ömrü, kainatın hayatı nur içinde bir an görünüp sönen hayal...Bir gölge oyunu."