"Korkaklık. Çekingenlik. Dünyaya gelmenin nedeni Koca Tanrı'yla karşılaşıp konuşmak; derdini, içini dökmek değil ki! Bu tür saçmalıklar kişinin yüreğindeki iyilik kırıntılarını hemen yutar..."
László Krasznahorkai’nin "Yeşaya Geldi" adlı eseri, Nobel ödüllü bir yazardan beklenen o birleştirici ve kapsayıcı nitelikten tamamen yoksun olmasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Bir buçuk sayfayı bulan, karakter derinliğinden uzak ve içi boş tasvirlerle dolu bu metin, estetik bir değer sunmaktan ziyade okuru yoran bir "anlam kargaşası" sunuyor. Bilinç Akışı tekniğinin en kötü örneği olabilir. Öyle ki, anlatılmak isteneni gerçekten kavrayabilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Ortada ne somut bir konu ne de takip edilebilir bir olay örgüsü varken, Nobel gibi prestijli bir ödülün neden daha anlaşılır veya en azından didaktik bir altyapısı olan eserler yerine bu denli kopuk bir yapıta verildiği büyük bir soru işaretidir. Neticede, karakter betimlemesinden yoksun uzun cümlelerin arasında kaybolan bu kısa metin, okur için kıymetli bir vakit kaybından öteye gidemiyor.