Bilgeliğin alevini kim yakar? Sönünce nereye gider? Anladım ki insan da, tıpkı o mum gibi, bazı anlarda yüreğinde kutsal ateşi taşır, ama ateşi neyin yaktığını bilmez. O günden itibaren etrafımdaki her şeye daha fazla dikkat eder oldum: bulutlar, ağaçlar, nehirler be ormanlar, erkekler ve kadınlar.
Çünkü ruhum ve bedenim tanımadığım nehirlere dalsın istiyorum; hiç içmediğim şeyler içeyim, sadece televizyonda izlediğim dağları bizzat göreyim, bu gece hissetmiş olduğum sevgiyi senede bir dakikalığına da olsa tekrar ortaya çıkarayım. Bana kendi dünyanda rehberlik etmeni istiyorum.
Bu çocuk her kafesin bir tahta çubuğunu o kadar gevşek bırakıyor ki, hafif zorlasan ya da biraz zaman geçse kendiliğinden yerinden düşecekmiş gibi duruyor. Yani kuşun kanadı, gövdesi biraz hızlı çarpsa tahta düşecek. Böylece kuşun çıkabileceği bir aralık oluşacak kafesin içinde.
...
“Niye yapıyor böyle bu deli oğlan?”
“Kuşların kaçabilecekleri bir aralık olsun diye...”
Tıpkı kendi hayatındaki gibi...
Her kafesten kurtulabilmenin bir yolu olsun diye”