Matilde Urrutia, sana bırakıyorum
burada
varımı yoğumu
neysem, ne değilsem.
Aşkım bir çocuktur ağlayan
kucağından inmeye korkan
sana bırakıyorum onu sonsuza dek;
sen, kadınların en güzeli.
Sen, kadınların en güzeli,
tepeden tırnağa
dövmeler yapmış sana rüzgâr,
bodur bir Güney ağacı gibi,
Ağustosta bir fındık ağacı,
bir ekmek fırını gibi
tazesin benim için,
topraktan yapılmış yüreğin
ellerinse göksel.
Ne yapabilirim zavallı yurdum?
Gelip gidiyor başkanlar
dumanla doluyor yürek:
taş kesilirken hükümetler
hiç kıpırdamıyor şehir
fısıldaşıyor konuşmadan,
kesişiyor utancın şimşekleri.
Sürdürmek uğruna hayatımızı
bu kadar sıradan olmasaydık,
ve bir an, hiçbir şey yapmasaydık,
belki dev bir sessizlik
yarıda kesebilirdi kederini
kendimizi hiç anlamayışımızın,
kendimizi ölümle korkutmanın,
belki de toprak öğretecek bize
ölü görünen her şeyin
aslında canlı olduğunu.