Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum.Acı çekmek bayılana kadar dayak yemek değildi.Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi.Asıl acı,kalbi baştan aşağı sancılara boğan,insana sırrını kimseye anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi.
-Neyi bekliyoruz Zeze?
+Gökyüzünden bir bulutun geçmesini.
-Nicin?
+Küçük kuşumu serbest birakicam.
Sahiden,artık ona ihtiyacim yok.Beraber gökyüzünü izledik.
+Şurdaki nasıl Minguinyu?
Koskoca bir buluttu,ağır ağır yaklaşıyor,girinti çıkıntılarıyla beyaz bir yaprağı andırıyordu.
+İşte şurdaki Minguinyu.
Heyecanla ayağa kalkıp gömleğimi açtım,küçük kuşumun sıska göğsümden çıktığını hissettim.Uç uç küçük kuşum!İyice yükseklere uç,en yukarılara çık ve Tanrı'nın parmağına kon!Tanrı seni başka bir çocuğa götürecek ve nasıl bana güzel şarkılar şakıdıysan ona da şakıyacaksın.Hoşçakal güzel kuşum!
İçimde sonsuz bir boşluk hissettim..
-Bak Zeze Bulut'un parmağına kondu, gördüm.
Başımı Minguinyu'nun kalbine dayadım ve uzaklaşan bulutu izledim...
Farbrikayi düşündüm onu hiç sevmiyordum.Sabahki hüzünlü düdüğü akşam saat beşte daha da fena gelirdi kulağıma.Fabrika bir ejderhaydi.Her sabah insanları yutan akşamları ise yorgun insanlar kusan bir ejderha...
*Zeze