Mehmet

Gerçeklik dediğin şey, duyularının beynine gönderdiği elektrik sinyallerinden ibarettir. O halde hangisi daha gerçek: gördüğün rüya mı, yoksa uyandığını sandığın dünya mı?
Reklam
İlk kıvılcımın kimden çıktığını hatırlayan kalmadı. Belki bizdik. Belki onlar. Ama gökyüzünü karartan bizdik. Ve o karanlık, sadece göğe değil — zihnimize de çöktü. Makineleri yok etmek için güneşi öldürdük. Kendi elimizle… Hayat kaynağımızı, umudumuzu, ışığımızı boğduk. Çünkü korktuk. Çünkü kontrolü kaybettik. Ama unuttuk… Karanlıkta gözleri en iyi gören, makinelerdi. Biz ise, kendi gölgemizi bile tanıyamayacak hale geldik.
“Neden Bay Anderson? Neden, neden, neden? Bunu neden yapıyorsun? Neden ayağa kalkıyorsun? Neden kavga ediyorsun? İnandığın şeyler için savaştığını mı sanıyorsun? Sanki hayatta kalmaktan öte bir şey yaptığını… Söyleyebilir misin bana? Biliyor musun? Belki özgürlük… belki gerçek… ya da sevgi olabilir mi? Hepsi yanılgı Bay Anderson. Algının ürettiği aldanmalar… Herhangi bir amacı ya da anlamı olmayan bir varoluşu, çaresizce haklı çıkarmaya çalışan zayıf insan zekâsının geçici kuruntuları. Ve tüm bunlar Matrix kadar yapay. Sevgi gibi zavallı bir kavramı ancak insan zekâsı icat edebilirdi. Bunu görebilirsin Bay Anderson. Artık bunu anlaman gerek. Kazanamazsın. Savaşman boşuna. Neden Bay Anderson? Neden hâlâ inat ediyorsun?
Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da. Herkes biraz var, o kadar... Edip CanseverEdip Cansever