Hüznümde ben, birlikte yürüdüğümüzde, insanlar bizi sevecen bakışlarla izler, gönül alıcı bir tatlılıkla mırıldanırlardı. Ama bize kıskançlıkla bakanlar da vardı, çünkü Hüzün asildi, ben de Hüzün’le gurur duyuyordum. Ancak, her canlı varlık gibi Hüznüm de öldü; ben de, tek başıma, derin düşüncelere daldım. Ve şimdi, konuştuğumda, sözcüklerim ağır geliyor kulaklarıma. Ve şarkı söylediğimde, komşularım beni dinlemeye gelmiyorlar artık. Ve sokaklarda yürüdüğümde, kimse bana bakmıyor. Ancak uykumda, merhametle konuşan sesler duyuyorum: “Bakın! Orada Hüznü’nü yitiren adam uyuyor.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ruhum ve ben, yıkanmak için büyük denize gittik. Kıyıya vardığımızda, gizli ve ıssız bir yer aramaya koyulduk. Ama yürürken, kül renginde bir kayanın üstüne oturmuş bir adam gördük. Torbasından bir tutam tuz alıyor ve denize atıyordu. “Bu karamsar biri,” dedi ruhum, “gidelim buradan. Burada yıkanamayız.” Denizin küçük bir girinti yaptığı yere varıncaya kadar yürüdük. Orada, beyaz bir kayanın üstüne oturmuş, elindeki işlenmiş bir mücevher kutusundan denize şeker atan bir adam gördük. “Bu iyimserdir,” dedi bana ruhum, “bizim çıplak vücudumuza bakmamalı.” Daha uzağa gittik...
Dün gece yeni bir haz buldum ve bu hazzı ilk kez tadarken, bir melek ve bir şeytan evime saldırdılar. Kapımın önünde karşılaşıp, benim yeni hazzımın anlamını açıklamak için itişip kakıştılar: Biri “Bu günahtır!” diye bağırırken, öbürü “Bu erdemdir!” diyordu.