Ne yaşadığımı anlamadığım idrak edemediğim bir kalabalığın ortasındaydım. Etrafımızda bütün tanıdıklar, akrabalar.. Eksik bir şeyler vardı. Hayır aslında olması gereken bir kişi yoktu. Etrafa bakıyorum seni gözlerim arıyor ama bulamıyorum. Sanki küçüldüm küçücük kaldım savunmasız kaldım kayboldum o kalabalığın arasında. Sahi niye toplanmıştı ki bu kalabalık anlam veremiyordum yaşadığım şeye. Sonra köyün yukarı yolundan gelen siren sesi belki de hayatımın en acı sesi oldu. Geldi dediler gelmistin. Ama tabutun içinde gelmiştin. Durdun yolun ortasında yeni mekanina az bir yolun kala.. Son bir defa görmek ister mi ailesi diye sordu. Etrafım kalabalık bir sürü insan sesi ama zaman da mekan da yoktu benim için. Son kez gördüm sadece sen ve ben vardık. O kadar güzeldin ki. Gideceğin ebedi yolun güzelliği nasıl da yüzüne yansımıştı. Gülümseyerek ağladım. Namazını kıldılar, sonra götürdüler seni ebedi yolculuğunun ilk durağına, gözümün önünde koydular o toprağın altına.. Sonra ne mi oldu? Ben hep o kalabalığın içinde savunmasız, çaresiz, kendini kaybolmuş gibi hisseden küçücük kız çocuğu gibi kaldım 25 Marttan sonra ve hiç büyümedim. Ve o tarihten sonra özlemin de hasretin de o küçücük bedenime çok ağır geldi. Taşıyamadığım çok zaman oldu. Ne gariptir ki taşıyamadığım zamanlarda da sana son kez baktığım o tabutun içindeki güzel yüzün hep tesellim oldu. Sana baba diyebilmeyi çok özledim. Her gün bizleri kısacık da olsa arayıp sesimizi duymanı çok özledim. Aradığıma cevap verilmeyecegini bildiğim halde seni aradığım günleri biliyorum. Seni arayabilmek duygusunu yaşamak istedim. Şimdi ise bize bıraktığın değerleri yaşatmaya çalışıyorum. Babam olsaydı şöyle derdi bu şekilde davranmami isterdi diye. Sen bize her darda kaldığımızda Allah'ın dediği olur derdin. Başım üstüne kabul