"... Sen duygusal bir varlıksın, flamma. Kendini bütün ve mutlu hissetmek için tüm parçalara ihtiyacın var. Ben de senin mutlu olmanı seviyorum."
... "Peki asla bütün olamazsam? Ya tüm olanlardan sonra... boş kalırsam?"
... "Kendini boş hissediyor musun?"
... "Seninleyken değil."
"Benimleyken asla. Ne olursa olsun, benimle iken asla boş hissetmeyeceksin."
Artık yarı vampir ve yarı fae olan Saeris ayrıca Kan Sarayı'nın Kraliçesi'dir. Yozlaşmış tüm vampirleri hizaya sokmakla uğraşırken dünyalarını tehdit eden çürüme için de bir yol bulmalıdır.
İlk kitabını çok sevmiştim bu kitabı da hayal kırıklığına uğratmadı. Sürekli bir aksiyon sürekli bir şeyin peşinde koşturuyoruz. Bir soruna cevap bulamadan diğer bir sorun ortaya çıkıyor ve bu da cevaplarını öğrenmek için merakla sayfaları çevirmeme neden oldu. Fisher'ın bozuk ağzını çok özlemişim onu fark ettim. Saeris'i seviyorum bu kitapta onu böyle güçlü görmek çok hoşuma gitti. Ve çiftimizin arasındaki dinamik de çok güzel bence.
Ayrıca kızımız gerçek isime çok çabuk alıştı ama ben alışamadım ya ismi her gördüğümde aklım kime gideceğini şaşırıyor (≧▽≦)
Ama asıl önemlisi O son neydi!!!!! NE!!??! DEMEK!??!!! O!!??! NE!!??! DEMEK!!?! Nasıl bekleyeceğim bir dahaki kitabın çıkmasını ben şimdi?!?!! (╥﹏╥)