Merhabalar
İlk kitabın finali birçok şeyi açıklığa kavuştururken olayların bambaşka bir yöne evrileceğinin sinyallerini vermişti. İşte ikinci kitap tam olarak o noktadan başlıyor…
Searis artık yarı Fae, yarı vampir. Ama bu da yetmezmiş gibi, yaşadıklarının gölgesinde vampirlerin kraliçesi olmak zorunda kalıyor. Ortaya çıkmayı bekleyen sayısız sır varken, bir de vampir kalesindeki entrikalar eklenince Searis ve Kingfisher kendilerini yepyeni sorunların içinde buluyor. Geçmişin karanlık bilinmezlikleri ise adeta bela üstüne bela getiriyor.
İlk kitap gerçekten çok iyiydi ama bu kitap bir tık daha üstüne çıkmış gibi hissettirdi. Elime aldığım an bitirmeden bırakamadım açıkçası. Evet, kafama takılan birkaç mantık hatası oldu ama genel olarak oldukça tatmin edici bir okuma deneyimiydi. Hele o final… Gerçekten ters köşeydi.Son sayfaları birkaç kez dönüp tekrar okudum; acaba ben mi yanlış anladım? diye sorguladım resmen.Zira yazar bu ihtimale dair neredeyse hiçbir ipucu bırakmadığı için cidden kafa karışıklığı yaşadım.
Searis ve Kingfisher ilişkisine gelirsek… Artık daha olgun, birbirini sahiplenen, tam anlamıyla ruh eşi bir çift okuyoruz. Kingfisher yine o edepsiz dili ve karizmasıyla Searis’in sadakati ve bağlılığı ise işte ruh eşleri böyle olmalı dedirtiyordu.
Bunun yanı sıra hikaye yeni katılan Foley oldukça dikkat çekiciydi. Hikayede nasıl evrilecek bu karekter cidden merak ettim zira kendisi olağan dışı ve oldukça yaşlı bir vampir. Ve birde ilk kitapta tanıdığımız Tal var oda bu kitapta daha çok okuduğumuz ve merak uyandıran diğer bir karekter oldu.
Netice olarak final öyle bir yerde bitti ki… yeni kitabı deli gibi merak ediyorum.Evet, kitap bazı serilerden esinlenmeler taşıyor olabilir ama kesinlikle kopya değil; yazarın kendi dünyası ve anlatımı çok net