Bayram tatilinde yanıma yoldaş olsun diye almıştım ama sadece geceleri, parça parça okuyabildim. Belki bu kopuk okuma düzenimden, belki de kitabın o iç içe geçen çoklu hikaye yapısından dolayı tam olarak içine sızamadım, bazı şeyler havada kaldı gibi hissettim.
Yine de kurgunun hakkını vermek lazım. Kendi de bir zamanlar ölümlü olan bir cehennem çalışanının, oradan çıkış bileti almak için insanların ruhlarını avlamasını izliyoruz. İnsan doğasının karanlığını hiç süslemeden, olduğu gibi gösteriyor yazar. En çok can yakan kısmı da; gerçekten kötü olanlarla, aslında sadece sevdiklerini korumak için kendini feda edenlerin ya da manipülasyona kurban gidenlerin aynı cehennemde buluşmasıydı.
Okuma sürecimden dolayı taşlar tam oturmasa da evet, kafamı karıştıracak kadar güzel ve farklı bir kitaptı.
Ancak minnettarlık sevgi değildi, özellikle görev bilinciyle minnettarlık duyan kişi, temelde yapmaya yemin ettiği şeyi yaptığı için birine minnettar olmanın yanlış olduğunu hissettiğinde hiç değildi.
Minnettarlığın hayranlık anlarına saklanması gerekirdi; insanın minnettar olmayı seçmek zorunda kalmadığı, aksine düşünmeden, körü körüne dizlerinin üzerine düştüğü anlara.