Başında beyaz eşarbı, üzerinde önü düğmeli, lacivert bir kazak, beyaz, pamuklu pantolon. Bir tutam kır saçı, alnına düşmüştü. Güneş ışınları yol yol, yüzüne, omuzlarına vuruyordu. İçten, sevimli, el salladı.
Köşeyi döndüler; Leyla bir daha Meryem’i hiç görmedi.
Oğlanların, dostluklara da güneşe
davrandıkları gibi davrandığını anlamaya
başlamıştı: varlığını tartışılmaz, mutlak kabul
etmek, parlaklığının tadını çıkarmak, ama
üzerinde kafa yormamak.