Bu ataerki enlemlerde derler ki, çocuklar ağlıyorsa korkacak bir şey yoktur, ama yetışkinler ağlıyorsa, o zaman vardır. Ya aynı anda hem çocuk hem yetişkinsen ve babanın ölmekte olduğunu daha yeni öğrenmışsen...
Atinalı yasa koyucu Solon, M.Ö. 6. yüzyılda adaletsizliği ve açgözlülüğü önlemek için yeni yasalar yapma planını Anakharsis'e anlattığında -ki bu yasalar sonradan Atina demokrasisinin temelini oluşturacaktı- her zamanki gibi dobra ve keskin bir eleştiri getirdi. Bu yasalanı örümcek ağlarına benzetti:
Yasalar, güçsüzleri yakalayan bir örümcek ağı gibidir. Güçlüler ve zenginlerse onu kolayca yırtıp geçer.
Geç Bronz Çağı'nda muz, henüz Batı Asya veya Afrika'ya ulaşmamıştı. İlk olarak M.Ö. 5. binyılda Yeni Gine'de yetiştirilen muzun batıya yayılması çok yavaş ilerledi ve Batı Afrika'ya ancak M.Ö. 1. binyılda ulaştı. Buna rağmen araştırmacılar, M.Ö. 2. binyılın sonlarına doğru, III. Thutmose'un başarılı seferiyle neredeyse aynı dönemde, Güney Kenan'daki Tel Erani'de ölen bir kişinin dişlerinde muz proteinine rastladı.
Kendi kültürel üstünlüklerine derinden inanan toplumlar -örneğin Antik Mısırlılar, Atinalılar ve Romalılar- için bir insan o toplumun merkezinden ne kadar uzaksa, uygarlıktan da o kadar uzak sayılıyordu.