Türkiye'de bugün doğan bir çocuk eğer şimdi bir müdahale olmazsa kendisi şu anki yöneticilerin yaşına geldiğinde denizleri bir metre yükselmiş, dereleri kurumuş, Konya'dan Urfa'ya uzanan geniş bir alanı çöle dönmüş bir ülkede yaşayacak.
Türkiye pek farkında değil ama bir devir kapanıyor. Türkiye demografik avantajını yitiriyor. O nedenle elimizi sıkı tutmak, bu kuşağı en iyi şekilde geleceği hazırlamak zorundayız. Ya şu an öğrenme çağında olan kuşağı çok iyi eğiterek onları bu yüzyılın etkin yurttaşları yapacağız ya da tarihimizin gördüğü en kalabalık kuşağı heba ederek çocuklarımıza bakıma muhtaç, yaşlı bir ülke bırakacağız.
Dünyada konut üzerinden rantı sınırlandırıcı adımlara baktığımızda üç temel uygulama görüyoruz. Rantın kişilerden alınıp kamuya aktarılması, ek vergi ve boş konut vergisi.
Nüfusu 85 milyona ulaşmış, çok farklı coğrafi ve sosyolojik yapıları içinde barındıran, devasa bir ülkeyi plansız programsız idare etmek, kaosa davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramıyor.
Türkiye'de konut krizinin yoğunlaştığı bölgelerde doğayı ve tarihi yok etmeden konut arzının, konut talebini karşılaması artık imkansız. O nedenle kalıcı çözüm, talebi bu bölgelerden ülkenin geneline yaymaktan geçiyor. Başta İstanbul olmak üzere konut talebinin patlama gösterdiği yerleşim birimleri üzerindeki baskıyı azaltmanın çözümü, tıpkı Cumhuriyetin ilk döneminde ve 1960'ların başında olduğu gibi ulusal çapta planlı bir kalkınma programı geliştirmek.