Değil idadi mezunlarının, iki üç yüksek mektep tahsili görmüş insanların bile elleri böğürlerinde, aç mide ile gezdikleri bu memlekette, bugün karnının hiç olmazsa tok oluşu bile bir talihlilik eseriydi.
“Gördün ya kahvedeki o herifleri,” diye söze başladı. “ O uşak ruhlu, köle ruhlu adamları. Bu herifler utanmamışlar, memleketimizi sürü sürü işgal eden düşmanları kurtarıcı ilan etmişler…. Harbi bunlar yapmadı. Sen yaptın, benim oğlum yaptı, ben yaptım. Fakat kulakları top sesi işitmeyen bu adamlara görüyorsun ya işte yalnız övünmek düştü. Sonra utanmadan, sıkılmadan kalkıyorlar, bana sakin ol diyorlar. Ne sakini evlat? Fidan gibi çocuk kaybeden bir baba nasıl sakin olabilir? Benim göğsümün altındaki bir taş parçası değil, bir odun parçası değil, bir baba kalbidir, bir insan yüreğidir.”