“Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.”
“Ellerimi kaldırıp yüzünü okşadım. Parmaklarımı hafifçe gözlerine sürüp, onları yerlerine geri koymaya, o büyük perdeden ayırmaya çalıştım. Böyle yapmazsam bu gözlerin ömür boyu peşimi bırakmayacağından korkuyordum.”