Ama sorun vazoda ya da vazonun kırılıp durmasında değildi. Asıl sorun benim vazoyu masanın kenarına koyup durmamdı. Takıntılarım yüzünden insanlarla ilişkilerimin İhtiyaçlarımı gidermesini bekliyordum. Bu ilişkilerin mutluluğumu, üzüntümü, tatmin olma hissimi, emniyetimi hatta öz saygımı belirlemesine müsaade ediyordum. Ve böylece tıpkı vazonun düşmesi kaçınılmaz olan bir yere konması gibi, ben de kendi hüsranıma sebebiyet veriyordum. Kendi hayal kırıklığımı hazırlıyordum. Ve ortaya şöyle bir sonuç çıkıyordu: peş peşe hüsran ve hayal kırıklıkları.