Halâskâr

Halâskâr
@Cepni_Beg
Türklerin övünülecek bir tarihleri vardır. Tarih bilirseniz ancak o zaman Ne mutlu Türküm! demenin bir manası vardır.. Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince..
Lisans
Erzurum
Giresun, 12 Ocak
22 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Anadolu Ahmet'ini soruyor. Ahmet, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmet, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz. Ahmet'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmet'i kumarda kaybettik!
Sayfa 106·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: - Benim Ahmet'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmet'i? Yüz bin Ahmet'in hangisini? Yırtık basmanın altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor: - Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı? Ahmet'ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi?
Sayfa 105·Kitabı okudu
Tren giderken iki tarafımızda Suriye ve Lübnan'ı sanki safra gibi boşaltıyoruz. Yarın kendimizi Anadolu köylerinin arasında Kudüs'süz, Şam'sız, Lübnan'sız, Beyrut'suz ve Halep'siz öz can ve öz ocak kaygısına boğulmuş, öyle perişan bulacağız. Komutanım harap Anadolu topraklarını gördükçe: - Keşke görevim buralarda olsaydı, diyor. Keşke görevi oralarda olsaydı. Keşke o altın sağanağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terk edilmiş vatan parçası üstünden geçseydi! - Eğer kalırsam, diyor; bütün emelim Anadolu'da çalışmaktır. Eğer kalırsa, eğer bırakılırsa... Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Savaşın Arka Perdesi
Bir aralık irkilip durdum. Bir kuyunun icinden gibi o kadar derin, bir ruhun içinden gibi, o kadar acılı bir inilti dalgası geliyor. Sokak inlemektedir. Büsbütün aç, bir parça ağaç kabuğu ve bir kuru portakal kabuğu bile bulamayan, karınları bağırsaklarının içine karışmış, sürüne sürüne kaldırım üstüne çıkan insan iskeletlerinin son iniltisini dinliyorduk. Yanımızdan bir çöp arabası geçti, kenarından bir kol sarktığını gördüm. Belediye, ölü ve can çekişen topluyordu. Gün doğmadan sokağı susturmak gerekliydi. Süprüntü maşası ve ölüm, el ele Beyrut'un hazin sabah hazırlığını yapıyorlar. İçkiyi, kadın gülüşünü, elektriği, hepsini, bütün Beyrut ve savaşı kusmak istedim. Ölmekte olanların katili olan bir adam gibi, beni tutacak olan kolun ne taraftan uzanacağını düşünerek, şaşkın duraklamıştım. Yatağıma girdiğim zaman, içimin üzüntüsünü, elimi karnıma basarak dindirmek istiyordum. Bana savaşın açık yüzü işte o Beyrut sabahı alaca aydınlığında göründü.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için, Yahudilerin Kudüs'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları duvarı ziyaret ediniz: Yüzlerce yıllık gözyaşı, bu ağlama duvarını bir santim aşındırmamıştır.
Sayfa 67·Kitabı okudu