Bir aralık irkilip durdum. Bir kuyunun icinden gibi o kadar derin, bir ruhun içinden gibi, o kadar acılı bir inilti dalgası geliyor.
Sokak inlemektedir. Büsbütün aç, bir parça ağaç kabuğu ve bir kuru portakal kabuğu bile bulamayan, karınları bağırsaklarının içine karışmış, sürüne sürüne kaldırım üstüne çıkan insan iskeletlerinin son iniltisini dinliyorduk.
Yanımızdan bir çöp arabası geçti, kenarından bir kol sarktığını gördüm. Belediye, ölü ve can çekişen topluyordu. Gün doğmadan sokağı susturmak gerekliydi.
Süprüntü maşası ve ölüm, el ele Beyrut'un hazin sabah hazırlığını yapıyorlar.
İçkiyi, kadın gülüşünü, elektriği, hepsini, bütün Beyrut ve savaşı kusmak istedim. Ölmekte olanların katili olan bir adam gibi, beni tutacak olan kolun ne taraftan uzanacağını düşünerek, şaşkın duraklamıştım.
Yatağıma girdiğim zaman, içimin üzüntüsünü, elimi karnıma basarak dindirmek istiyordum. Bana savaşın açık yüzü işte o Beyrut sabahı alaca aydınlığında göründü.