Ama eğer aşk ölmek zorundaysa, onun çabuk ölmesini isterdim. Aşkımız sanki tuzağa düşmüş küçük bir yaratıktı ve kan kaybından ölüyordu; gözlerimi kapatıp gırtlağını sıkmalıydım.
İnsan mıtlu olduğı sürece her türlü disipline katlanabilir; çalışma alışkanlıklarını bozan şey mutsuzluktu. Ne kadar çok münakaşa ettiğimizi, ona ne kadar çok öfkeyle bağırıp kusur bulduğumu fark etmeye başladığımda, aşkımızın ölüme mahkum olduğunu anladım; aşk, başı ve sonu olan bir gönül macerasına dönüşmüştü. Başladığı ilk dakikayı söyleyebilirdim ve bir gün sona ereceği saati de söyleyebileceğimi anladım.
Nefret aşkla aynı salgıbezlerini harekete geçiriyor sanki; hatta aynı eylemleri yaptırıyor. İsa’nın Çilesi hikayesini nasıl yorumlayacağımız bize öğretilmeseydi, İsa’yı aşkla sevenin kıskanç Yahuda mı, yoksa korkak Petrus mu olduğunu sadece eylemlerinden anlayabilir miydik?