Şunu herkes bilsin. Bizden önce Türk tarihini anlatanlar ya da Türk tarihini yazanlar Arapça sözlükleri ellerine alırlar, karıştırıp dururlar. Ayrıca Farsça lügati de karıştırıp dururlar. Böyle yaparak, güya, Türkçeyi güzel hale getirirler. Bir de bunu, kendilerinin hünerlerini ve ustalıklarını insanlara göstermek için yaparlar. Biz bunların hiçbirini yapmadık. Çünkü bu kitabı okuyanlar da dinleyenler de elbetteki Türk olacak. Durum böyle olunca Türklere Türk gibi güzel Türkçe anlatmak gerek. Amaç burada onların hepsinin anlatılanları anlaması olmalıdır. Zira bizim anlattıklarımızı anlamasalar, bizim yaptığımız işin bir anlamı kalmaz ki.
Melankoliye Övgü tam da okumaya ihtiyaç duyduğum o kitaptı.
Sürekli güler yüzlü, neşeli, aktif bir hayatın ortasında; durgunluk, hüzün, belirsizlik hissetmek yanlış olan gibi aksettiriliyor. İnsanlar sahte ortamlarda sahte duygularla sahte ilişkiler içerisinde. Böyle bir zamanda Wilson’un mutluluk mitini yıkmak ve hüznü kucaklamak ifadesinin üzerine düşünmeliyiz. Hazdan hazza koşmanıza gerek yok. Size dayatılan bu öğretiye karşı çıkmalısınız. Hüznünüzü kucaklamalısınız. İçininizdeki o anlamsız boşlukla barışmalısınız. Boşluğa uzanışınızın aynı zamanda kurtuluşunuz olduğunu unutmamalısınız.
Mutluluğa karşı koymak ve hoşnutluktan kaçınmak, neşeye yakın olmak ve coşkunluğu kucaklamak anlamına gelir. Tamamlanmamışlık, hayatın çağrısıdır. Bölünmüşlük özgürlüktür. Hiçbir zaman hiçbir şeyi tam olarak bilemeyecek olmanın getirdiği heyecan, her zaman mantığın ötesinde inceliklerin hayalini kurabileceğiniz anlamına gelir. Varoluşun kıvrak köşeleri, bilinen dünyanın sınırlarında gizlidir. Bu, mutluluk çemberinin tamamlanmasıdır. Bu alacakaranlık kadar hüzünlü, asla tamamlanmayacak, kusurlu ve çelişkili bir kitabı bitirmenin getirdiği için için yanan bir coşkudur.