"Her insan incecik bir ipe asılı duruyor, altındaki uçurum her geçen dakika biraz daha açılabilir ama o hâlâ kendine türlü türlü tatsızlıklar yaratıyor, yaşamını mahvediyor.”
"Daha sonra ise anladık ki, gevezelik etmek, hep
yaralarımızdan söz edip durmak bir işe yaramıyor, sadece bayağılığa ve doktrinciliğe neden oluyor; gördük ki,bilgiçlerimiz, öncü ve gerçekçi diye adlandırılan aklıevellerimiz de hiçbir işe yaramıyorlar, boş işlerle uğraşıyoruz, sanattan, bilinçsiz yapıtlardan,
parlamentarizmden, avukatlıktan ve daha bilmem nelerden söz ediyoruz. Oysa bu sırada bizim asıl meselemiz bir lokma ekmekti, kaba kör inançlar bizi boğmaktaydı, bütün anonim şirketlerimiz yeterince namuslu insan bulunmadığı için batıyordu, köylümüzün sırf meyhanede kafayı çekip sarhoş olmak için kendi malını bile çalmaya seve seve hazır olması
yüzünden hükümetin üzerinde uğraşıp durduğu özgürlüğün bize bir hayrının olup olmayacağı bile tartışmalıydı.”
"Asıl önemli olan, sayın bayım, kişiliktir;
insanın kişiliği kaya kadar sağlam olmalıdır, çünkü her şey ona dayanır. Mesela ben çok iyi biliyorum ki, benim
alışkanlıklarımı, kıyafetlerimi, derli toplu oluşumu siz gülünç bulabilirsiniz ama bunların hepsi de kendine saygı duygusundan, görev duygusundan, evet efendim, evet, görev duygusundan kaynaklanıyor. Köyde, ıssız bir yerde yaşıyorum ama kendimi düşürmem, kendimde insana saygı
duyarım.”