Sokrates’in Savunması, bir filozofun ölümü değil, düşüncenin ölümsüzlüğü üzerine yazılmış bir eserdir.
Sokrates’in Savunması, bir savunmadan daha öte, âdeta bir yaşam kılavuzu niteliğindedir.
Chestnut Springs serisinin ilk kitabı ve… ahh bu Rhett Eaton yok mu…!
Kitap klişe mi? Evet. Ama iyi klişe! O “kötü çocuk + kuralları olan kız” dinamiği var ya… işte tam o. Aralarındaki çekim resmen sayfalardan taşıyor. Dialoglar tatlı tatlı atışmalı, kasaba atmosferi sıcak, boğa biniciliği detayı ise hikâyeye farklı bir hava katıyor.
Ben Summer’ı çok sevdim, kız gerçekten güçlü yazılmış. Rhett ise tipik “sert ama yumuşak karnı sensin” erkek. Aralarında hem tatlı hem de gerilimli anlar var, okuyunca istemsizce yüzün gülüyor.
Eksilere gelirsek, bazı sahneler biraz hızlı geçmiş, “biraz daha duyguya gömülseydik keşke” dedim. Ama akıcılık o kadar iyi ki, farkına varmadan yarısına geliyorsun.
Kısacası: Küçük kasaba + kovboy romantizmi seviyorsan, tatlı atışmalar ve bol çekim istiyorsan direkt oku. Hatta yanına kahve al, çünkü bir oturuşta bitirebilirsin.
İkiz karmaşası değil, bu direkt abla karmaşası. Düğün günü “gelin kayıp” olursa ne olur? E tabi ki “öteki gelin” devreye girer. Gönüllü mü? Hayır. Aşık mı? Evet. İçinde dram, gurur, aşk, entrika var
Yanlışlıkla gelen mesajlar bazen hayatınızı değiştirir derler… ama bu kitapta gelen mesajla önce olaylar, sonra mantık, en sonunda da gerçeklik duygum kayboldu.
Oğlumuz yanlış numaraya mesaj atıyor ve bam! Birkaç sayfa sonra içini döküyor, adam da “hadi bakalım kalbim sana açık” modunda. Bir ara “bu ikili mesajlaşmadan önce en az bir kere terapiye gitmiş olmalı” dedim ama hayır, doğrudan insta-love roketine binmişiz. Uzay yolculuğu gibi hızlı!
Yazarın dili akıcı, bu kesin. Sayfalar tıkır tıkır akıyor, çay demleyene kadar üç bölüm bitiyor zaten. Ama karakterler… hmm… biraz daha tuz, biraz daha biber isterdi. Kız biraz fazla hızlı kaptırdı, çocuk desen her mesajda “ben çok gizemliyim ama aşırı da yakışıklıyım” imajı çiziyor. Karakter gelişimi mi? O başka bir kitapta olabilir, burada sinyal zayıf.
Artıları:
– WhatsApp aşkına inananlar için birebir.
- Yazım dili sade ve akıcıydı.
– Hızlı tüketmelik, kafalık dağıtmalık.
– “Ya bu da mı oldu?” dedirten yerlerde gülümsetebiliyor.
Eksileri:
– Aşka değil, 4G bağlantıya dayalı bir ilişki.
- Duyguların temeli zayıftı, “ani aşk” havası çok fazlaydı.
– Bazı duygular fazla “kopyala–yapıştır” gibi geldi.
– Arka plan karakterleri “figüran” kadrosundan mezun olamamış.
Sonuç?
Kafanı yormayan, çerezlik, “sıkıldım, mesajlı aşklara ne olmuş” diyorsan göz atabilirsin. Ama derinlik, mantık, tutku üçlüsünü bekliyorsan, yanlış numarayı aramışsın dostum.
“Bazı kitaplar var, kapakta ‘anlaşmalı evlilik’ yazıyor ama içine girince ‘duygusal patlamalar zinciri’ çıkıyor.”
Evlilik Anlaşması tam olarak böyle bir kitap. Başta “hadi bi yıl evli kalalım, sonra yolları ayırırız” diye başlayan bu hikâye, bir noktadan sonra “birbirimizin yaralarını nasıl sararız?” kıvamına geliyor. Ve bence işte o geçiş çok güzel yazılmış.
Dane Davenport klasik zengin, ciddi, kontrollü CEO tipi gibi gözükse de aslında geçmişinde yaşadığı travmalarla şekillenmiş, biraz kırık bir adam. Dışarıdan taş gibi duran ama içi yumuşacık çıkan karakterlerden…Yinede Bugüne kadar okudugum hiçbir kitapta Dane gibi bir karakterle karşılaşmadım. Duygusuz erkek kavramını çok farklı bir boyuta taşıdı.
Vienna Stratton ise öyle silik, ezik değil; aksine kendi duruşu olan bir kadın. İlişkilerde ne istediğini bilen ama kalbi kırıldığında da sessizce dağılanlardan. Gerçek, güçlü, ama fazladan bir gurur zırhı taşıyor.
Aralarındaki diyaloglar hem eğlenceli hem duygusal. “Tatlı sert” ilişki sevenler için biçilmiş kaftan. Evet, bazı klişeler var ama Wright onları öyle tatlı kullanıyor ki, “hah bu işte!” diyorsun. Hele o bir an geliyor, “bu bir evlilik değil, bu bir hesaplaşma” diyorsun. Hem kendileriyle hem de geçmişleriyle.
Ve asıl güzel yanı şu: Bu kitap seni sadece aşkın içine çekmiyor; özsaygı, affetmek ve güven konularında da derinden dürtüyor. Bitirdiğinde aklında şu kalıyor:
“Bazen en büyük iyilik, birini sevmek değil… Onu olduğu haliyle kabul edebilmek.”