Yıllar önce katıldığım bir edebiyat atölyesinde
Bize şu başlık verilmişti.
"YE TATLIYI ÇIKAR HAKKI'YI,
YERSEN EKŞİYİ ÇIKARIRSIN AYŞE'Yİ"
Ve bununla ilgili bir öykü yazmamızı istemişlerdi.
Bana
"Ama hep beyaz Türkleri yazıyorsunuz" diye serzenişte bulunan değerli okuyucum
umarım bu öykümü de okursunuz.
Evet... Benim de kendi kendime zaman zaman yaptığım bir özeleştiridir.
Karton bardakta amerikanosunu içmeden güne başlayamayan plaza insanlarını ve onların aşklarını yazdığım genellikle doğrudur.
İşte bu öykümle kendi sınırlarımı zorladığım ve alışılmış tarzımın dışına çıktığımı söyleyebilirim.
İŞTE ÖYKÜMDEN KISA BİR ALINTI
... Hoca efendi nohut oda bakla sofa bir evde yaşıyordu. Kapısında hastalara şifa, dertlilere deva için insanlar bekleşip duruyorlardı. İçeri girince takkeli cüppeli genç bir oğlan paraları topluyor; nakiti çıkışmayanlara kredi kartı ile ödeme seçeneği olduğunu söylüyordu. Uzun bekleyişlerden sonra Leyla, hoca efendinin huzuruna çıktı, saygıyla elini eteğini öptü. Üç tane kız doğurduğunu erkek evlat istediğini söyledi gözlerini yerden kaldırmadan. Altın varaklı divanda bağdaş kurmuş oturmakta olan sakallı adamın en sevdiği konuydu bu. “Bir bakalım hele” diye sakalını sıvazladı. Korkudan tir tir titreyen Leyla’yı alıcı gözüyle süzdü. “Pek de çirkin” diye geçirdi içinden. “Soyun bakalım hanım kız” diye yerinden kalktı. Kadının ter ve soğan karışımı kokusu hiç çekici değildi ama gözü dönmüş adam, Leyla’nın ellenmedik bir yeri kalmayana kadar araştırdı...