Yirmi yedi yaşındasın ve karşında monoton bir hayat var. Yaşlılık ölümden daha kötüdür ve ölüm her halükârda ve daha kötü biçimde bulacak seni. Acaba onu, kendi gücünün doruğundayken çağırmak, daha sonra ondan kaçınılması mümkün olmayan bir alacaklı gibi her gün korkmak zorunda kalmaktansa onu kendi elinde tutmak daha iyi değil midir? Hayatının sadece bir anında gerçek bir kahraman olmak ve bu anın son fakat en büyük olması; gerçek ve gizemli tek özgür olmak?
Ve eziyet başlıyor, can yeni bir burkuluşla tekrar acıyor ve yıkılmakta olan bir değirmenin yanındaki bir kuyunun durgun suyu misali gereksiz hayatım bu şekilde devam ediyor.
Ölü olduğumu, ölü ve odam olan bu taş ve tuğla tabutun içine kapatılmış olduğumu bilmenin bütün aşağılayıcılığıyla acı çeken ve ateş çemberinin ötesine sadece ara sıra geçen ben , bir dakikalık güzel konuşma yeteneğine birçok saatlik sessizliği, bir anlık zekiliğe bu çok uzun aptallık günlerini feda etmek istemiyorum.
Neredeyse her zaman diğer insanlar gibi bir insanım ben, kendi cinslerimin bir parçasıyım , bu dünyanın oğlu olduğumu hissediyorum ve kendimi bu otomatik eylemlerin ve benimle sizin hayat diye adlandırdığımız öğrenilmiş kelimelerin uykulu kanalında süründürtüyorum.