"Peki, bana insanlığımı da geri verecek misin? Etrafımdaki kuşatmadan beni kurtarabilecek misin? Kuşatılmış olduğumu hissediyorum. Bu dünyaya ne için geldiğimi ne için yaşadığımı düşünüyorum ve verebileceğim tek bir cevap var: Tüketmek! Televizyonda izlediğim reklâmlar, filmler, bana hep çılgınca tüketmemi söylüyor, ürettiğim şeyin işe yaramadığının, verdiğim emeğin hiç bir önemi yok, gözlerim kapalı bir şekilde tüketmemi istiyorlar benden. Ve harcayacak param olmadığında, tüketecek bir şey bulamadığımda kendimi tüketiyorum, ilişkilerimi tüketiyorum. İnsanlığımdan azalıyorum, tükettikçe azalıyorum ve bunun farkında değilim. Filmlerde izlediğim, gerçek hayatta asla karşıma çıkmayacak kadınlara âşık oluyorum, onlarla sevişmek, onlarla aşk yaşamak istiyorum ve karşıma çıkan kadınlarda bilinçaltima yerleşen o muhteşem film yıldızı kadınları bulamayınca karşımdakinden hızla soğuyorum. Kimseyi anlamadan, dinlemeden yargılayıp kendimden uzaklaştırıyorum. Her şeyden nefret ediyorum, bütün devletlerden, kurumlardan, insanlardan, toplumdan, dinlerden, her şeyden... Hepinizden!"
"Gürültü ve huzur, rekabet ve paylaşım, iyi ve kötü... Aynı kentin içinde, aynı mahallede, hatta aynı evin içinde büyümüş insanlar nasıl bu kadar birbirinden zıt olabiliyor, nasıl dünyayı bu kadar farklı yorumlayabiliyorlar," diye düşündü. "Kimileri yaşadığı hayattan bir şeyler almaya çalışıyor, kimileri ise hayata bir şeyler katmak... Kimisi vahşi bir hayvan gibi insanları öldürüyor, kimileri de insanların hayatını kurtarabilmek için ömrünü tüketiyor." O an, geçenlerde okuduğu ama ismini hatırlamadığı bir yazarın çelikten bir yumruk gibi beynine gömülen o sert sözlerini hatırladı.
"İçindeki bütün umutları öldür, geriye sadece vahşi ve kuduz bir köpek kalır!"