Sözlerimiz anlaşılır olmalıdır. Muhataplarımız tarafından ne söylediğimiz, konuşurken neyi kastettiğimiz, vurguladığımız mesele nedir, anlaşılmalıdır. Mârifet; ağdalı, cafcaflı, süslü kelimerle, seciyeli konuşarak, muhatabımız anlasın-anlamasın, çeşitli tepkilerle, izafetlerle, anlaşılmayan kelimelerle dolu cümleler kurmak, karşımızdakini şaşırtmaya ve kendimize hayran bırakmaya çalışmak değildir. Asıl mârifet, konuşmalarımızın, kavramlarımızın bizi dinleyenler tarafından anlaşılır olmasıdır.
Evet,
İlmektir boynumdaki ama ben
kimsenin kölesi değilim.
Tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya, tarantulaymış benim adım diyecek değilim.
Tam düşecekken tutunduğum tuğlayı,
kendime rabb bellemeyeceğim.
Razı değilim beni tanımayan tarihe
beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
İsmet ÖZEL
Kapitalist yaşam tarzı; insana nerede olursa olsun, kim olursa olsun, ne olursa olsun tüketmeyi, sadece tüketmeyi, yiyip içip devamlı biriktirmeyi tavsiye ediyor maalesef... Gelsin de, nereden gelirse gelsin.
Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar...
Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, "Ben Avrupalı'yım," demeğe başladı, "Asya bir cüzzamlılar diyarıdır."
Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: "Hayır delikanlı," diye fısıldadılar, "sen bir az-gelişmişsin."
Ve Hristiyan Batı'nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir "nişân-ı zîşân" gibi gururla benimsedi aydınlarımız.