Frances ıssız güverteye göz gezdirdi.Burası karankıktan sonra yasak bölgeydi.Uçakların karaltılarının bazıları ay ışığında ,bazıları gölgede,oyun alanında toplanmış çocuklar gibi duruyordu.Yandan görünüşlerinde garip bir çekicilik vardı ve burunları havayı koklar gibi yukarıya kalkmıştı.Yavaşça aralarında yürüdü,parlayan metali okşadı,elinin altındaki serin,nemli hissin tadını çıkardı.En sonunda uçakların hava akımına uyumlu dar göbeklerinin birinin altında oturdu.Beton zemindeki gözetleme yerinde,iki dokuma halatın arasında,ellerini dizlerinin çevresinde birleştirdi ve gözlerini milyonlarca yıldıza,suda rotasını çizen bitmek tükenmek bilmez beyaz köpüğün bıraktığı ize,kapkara denizin,siyah gökyüzünün sonsuzluğuyla buluştuğu o bilinmez noktaya dikti.Ve belki de yola çıktıklarından bu yana Frances Mackenzie ilk kez gözlerini kapattı ve tüm vücudundan geçen ürpertiyle ,tuttuğu nefesin hepsini dışarı bırakmak için kendine izin verdi.