Bu şehirde sevda, dar sokaklardan geçerek büyür.
Güneşin taşlara vurduğu yerde değil, gölgede serpilir.
Bir amedli sevdi mi elini tutarken bile temkinlidir.
Çünkü hayat elinden çok şey almıştır...
Ama bir kez tuttu mu da kolay bırakmaz
Kırık döküktür belki serttir dışı ama içi çocuklukta yoksulluğunu bırakmış adamların içi gibidir derin ve inatçı o sevgi büyük laflar etmez seni seviyorum demekten çok sabah erkenden kalkıp çayı demlemek gibidir soğukta üşümesin diye ceketi omzuna atmaktır bir tabak yemeği ikiye bölmektir bir amedli sevdiğini korur ama kafese koymaz çünkü özgürlüğün kıymetini en iyi eksik yaşamış olanlar bilir kavga da eder bu sevgi sessiz kavga da eder içine atar dişini sıkar duvara bakar ama küsmek uzun sürmez bu şehir küslüğü sevmez çünkü burada insanlar çok şeye küsmüştür zaten sevdiğine küsmeye gönlü razı olmaz bir amedlinin sevdası biraz yaralıdır geçmişten kalan izleri vardır bazen gece uykusuz bırakır ama o yaralarla sevmeyi öğrenmiştir sevgiyi steril bir şey sanmaz tozlu çamurlu terli bir şeydir onun için hayatın içinden gelir sokaktan acıdan direnmekten ve bilirsin bir amedli sevdi mi giderse bile içinde taşır unutmaz çünkü bu topraklarda unutmak lüks hatırlamak zorunluluktur sevda da öyledir omuzlarda taşınan bir yük değil yürümeyi öğreten bir ağırlık kısacası bir amedli nasıl sever diye sorarsan sessiz, derin inatla ve biraz da kaderine kızarak…