Dilersen..
Sahip olduğu hilm özelliği ile Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adeta hiç öfkelenmiyor, zorlu olaylar karşısında sanki acı duymuyordu.
Yaralayıcı bir kötülük karşısında göz yumma becerisini ustalıkla sergilediğini görebilirdiniz.
Bir önceki günkü dostlarının, geçmiş zamanın seçkinlerinin kendisini yaralarcasına gösterdikleri yüz üstü bırakma tutumlarını ilginç bir şekilde hemen unutuverdiğine tanık olabilirdiniz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zorlu bir davet gezisin den dönmüştü.
Bu gezi için Taif'e gitmişti.
Gezinin sonucunda ise yalanlama, kovulma ve o pak bedeninden kanların akıtılması gibi tutumlara maruz kalmıştı.
Dört bir yandan çevresini dağlar gibi saran gam ve kederle geri dönmüştü.
Nasıl dönecekti Mekke'ye?
Hangi yüzle karşılaşacaktı inatçı Ebû Cehil'le, kibir
abidesi Ebû Leheb'le ve alaycı Ukbe ile?
Allah'a öyle bir dua ediyordu ki şayet
Allah onun bir kasırgaya dönüşmesine müsaade etse, Mekke'nin müşriklerini dağların arasından söküp nisyan vadisine fırlatıp atardı.
O büyük sıkıntının sarsıntıları arasında Dağlar Meleği gökten bizzat kendisi inmekte ve dünkü yoldaşları tarafından yalanlanan, türlü aşağılamalara maruz bırakılan, yalanın ve göz boyamanın simgesi haline getirilen Peygamber sallalahu aleyhi vesellem' e "Dilersen Ahbeşân'ı ters yüz edip onların üzerine kapatayım" diyordu. Ahbeşân;
Mekke'yi çevreleyen iki dağ idi.
O melek adeta şunları söylemekteydi: Dilersen, senin arkadaşlarına türlü işkenceler etmeye hayatını adayan Ebû Cehil'in sonunu getireyim.
Dilersen, devenin yavruladığı sırada içinden çıkan pislikleri senin sırtına koyan Ukbe b. Mu'ayt'ı ortadan kaldırayım.
Dilersen, insanlar arasında senin yalancı olduğun şayasını yayan
Ebû Leheb'i (amcası) un ufak edeyim.