“İnsan güllerle kaplı bir yatakta sırf bir gül yaprağı batıyor diye, kaldırımda yatan çaresiz biri kadar acı çekebilir. Yaralı ve çıplak ayaklarla yürümek zorunda olan bir yoksul, ayağına dar gelen balo ayakkabılarından muzdarip bir zenginle aynı acıyı çekebilir.”
Sanılır ki 'dua' yalnızca musibetlerin ortadan kalkması ve kulun rahata ermesi içindir. Oysa duanın maksadı her ibadette olduğu gibi, Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanmaya çalışmaktır. Dua yalnızca bir talep listesi değildir. Ellerimizi açıp Hakk'a yönelmek, Rabbimizle buluşmak ve O'nunla temas etmek anlamı taşıdığından, duaya sebebiyet veren her musibet, duanın dolayısıyla ilahi buluşmanın vesilesi durumundadır. Musibetler, halimizi duaya dönüştürme fırsatlarıdır. Asıl mükâfat, duanın neticesinden daha çok, icra ediliyor olmasıdır. İnsanın Rabbiyle buluşması duanın kabul edilmesinden daha büyük bir ödüldür. Ki bu ödül, daha dua bitmeden kazanılmıştır.
Sıfırı tüketmiş, dibe vurmuş bir insanın toparlandıktan son yaşadığı mutlulukla, dibi görmemiş bir insanın yaşadığı huzur aynı olamaz. Doğma büyüme âmâ olan birinin gözleri açıldığı anda onunla aynı görüntüyü görüyor olsak bile görebilmekten aldığımız lezzet aynı değildir. Fakirlikten yeni kurtulmuş birinin nimetlerden aldığı lezzetle, hayatı boyunca imkânlar içinde yüzen birinin nimetlerden aldığı tat elbette farklıdır.