İnsanın yaratılışından beri asli hakikati olan yaratılış dualitesini (kadın-erkek bir kötülük olarak görmektedir. Oysa bu dualite; "dünya-ahiret", "yer-gök", "mekân-zaman" dualiteleri gibi bir hakikattir. Böylesi bir hakikati yani kadın-erkek gerçekliğini ortadan kaldırmaya çalışmak, insan ırkına yapılan acımasız bir soykırımdır. Oysa kadın-erkek dualitesi ve birlikteliği, insanlık için hem bereket hem de bir güzelliktir. Ormanları, denizi kirleten mekanikleşmiş zihne sahip olan insan, homojenlik yani farklılığı ortadan kaldırıp aynılık üretmek için cinsiyetleri öldürmeyi veya yok etmeyi kişinin kendi bedeni üzerinde olan karar özgürlüğü ile ilişkilendirerek makul göstermeye çalışıyor.
Müslümanca yaşamayı esas edinen şahsiyetler yerine başarı ve kariyeri esas edinen bireyler, "anne" olmayı hafife alan, aile kurmanın gerekli olmadığını düşünen, takvasını yitirip imajın her şey olduğunu düşünen muhafazakar bir kitle meydana geldi. Anlamın buharlaştığı, keyfiyetin kemiyet tarafından mahkum edildiği, şahsiyetin yerine birey, takvanın yerini imajın, nezaketin yerini nümayişin aldığı bir dönemde hakiki Müslüman şahsiyetler örneğinde "Nasıl insan olunur"un tecrübesi bizatihi yaşanabilirdi. Fakat daha önce ifade ettiğim gibi lisanı ve ona bağlı olarak yazını kaybeden İslâmi kesim, şahsiyet ve cemiyet olma yeteneğini de geliştiremedi.